MY BUTTON
MY BUTTON
Vecihi Timuroğlu - Fotoğraf: Mahmut Turgut

Fotoğraf: Mahmut Turgut

Eğitim Yaşamı

• 1934’te İlkokula Diyarbakır’ın Çermik İlçesinde başladı ve Ankara Necati Bey İlkokulu’nda tamamladı.
• 1939’ta Ortaokula Ankara Gazi Lisesi’nde başladı, ancak okulun orta kısmı kapatılınca Diyarbakır’daki ortaokuldan mezun oldu.
• 1942’de Liseye Diyarbakır’da başladı, Erzurum’da bitirdi.
• 1945 yılında kazandığı Ankara Dil ve Tarih Coğrafya Fakültesi Edebiyat Bölümünden 1950’de mezun oldu.
• Pertev Naili Boratav, Orhan Burian, Behice Boran, Niyazi Berkes, Nusret Hızır, Alfred Rode, H. Kunt gibi dünya çapında bilinen bilim insanlarından eğitimi ve akademik çalışmaları süresince ders aldı.
• 1973 yılında Evrim Dergisini çıkarttı.
• 1977’de Cemal Süreya, Ragıp Gelencik ve Ahmet Say’la birlikte Türkiye Yazıları Dergisini çıkarttı.
• 1999’da Türkiye İnsan Hakları Kurumu kurucu üyesi oldu (TİHAK).
• 1998’de Edebiyatçılar Derneği tarafından ‘Onur Ödülü Altın Madalyası’ verildi.
• Barış Gazetesi’nin ‘Cumhuriyet’in 50.Yılı Şiir Ödülü’ verildi.
• Spor Toto tarafından ‘Atatürk’ün 100. Doğum Yılı Ödülü’ verildi.
• 2004’de Eskişehir Sanat Derneği tarafından  ‘Yunus Emre Araştırma Ödülü’ verildi.
• 2007’de Anadolu Eğitim Sendikası tarafından ‘Başöğretmen Ödülü’ verildi.

Çalışma Yaşamı

• 1950’de Ankara Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi Edebiyat Bölümü’nden mezun oldu ve hocası Pertev Naili Boratav’ın asistanı olarak çalışmaya başladı. 1952’de Boratav’ın kürsüsü kapatılınca zorunlu olarak görevinden ayrıldı.
• On ay Sivas Elektrik Müdürlüğü’nde abone memuru olarak çalıştı.
• Öğretmen olarak ilk önce Sivas’a, sonra Hekimhan’a, 1956’da Elazığ’a, daha sonra ise Bitlis’e ve Silifke’ye atandı.
• Malatya’da iki yatırımcının maddi desteği ile lise kurdu.
• Artvin Lisesi’ne atandı. Oradan Kaman, Konya, Beyşehir, Ankara Atatürk Lisesi’ne atandı. Nusaybin, Cizre, Diyarbakır, Erzurum, Aydın, Mersin, Siirt gibi Türkiye’nin birçok yerinde öğretmenlik yaptı.
• Silifke, Bitlis, Malatya ve Artvin Liselerinde yaptığı çalışmalar ve uygulamalar çok ses getirdi.
• 1975’te Türk Dil Kurumu’nda birçok arkadaşıyla birlikte ortaöğretimde okutulan kitapları inceledi ve rapor yazdı.
• Sayısız konferanslara katıldı, birçok semineler verdi. Çoğunlukla, bu işi gönüllü yaptı.
• İşçi Edebiyatı öykü yarışmalarında komisyon üyeliği yaptı.
• Deneme türünün ustası oldu, öyküler, şiirler yazdı, derlemeler ve incelemeler yaptı.
• Roman ve öykü vb. düzeltmeler yaptı.
• Yücel, Yeditepe, Yonca, Evrim, Türk Dili, Türkçe, Yeni Edebiyat, Özün, Sesimiz, Oluşum, Türkiye Yazılar, Cumhuriyet, Özgür İnsan, Bilim ve Sanat, Yazko Edebiyat, Adam, Varlık, Berfin Bahar, Damar, Yarın gibi dergilerde ve gazetelerde yazdı.
• Kullandığı takma isimler: Sadık Munzuroğlu, Mehmet Kürşat, Hüseyin Hakir, Dr. Ali Hakir’dir.

Özel Yaşamı

• 29 Ekim 1927 Sivas/Kangal doğumlu.
• Babası Hüseyin Timuroğlu, annesi Akile Timuroğlu, kardeşi Sinan Timuroğlu’dur.
• Annesi Akile Timuroğlu ile kardeşi Sinan Timuroğlu’nu erken yaşta kaybetti.
• Bir oğlu ve iki kızı olmak üzere üç çocuğu var. Oğlu Kürşat Timuroğlu (1953-1986) vurularak öldürüldü. Kızı Simin Timuroğlu (ölüm tarihi 1996) böbrek yetmezliğinden yaşamını kaybetti. Bir tek küçük kızı Zerrin Timuroğlu hayatta.
• Toplamda üç evlilik yaptı. Yaşamının son yıllarını Aysel Uğur Çakır Timuroğlu ile geçirdi.
• 23 Ekim 2014 yılında kalp yetmezliğinden yaşama gözlerini yumdu.

Vecihi Timuroğlu

 

      Ailesi

     Vecihi Timuroğlu 29 Ekim 1927’de Sivas ilinin Kangal İlçesine bağlı olan Yellice Köyünde doğdu. Kökeni Dersim’in Ovacık İlçesine bağlı olan Ziyaret Köy’üne dayanmaktadır. Maksudan Aşireti’ndendir. Soyu Munzur Baba’ya (Munzur Baba Söylencesine bkz.) dayanmaktadır, bu nedenle aile lakapları Munzuroğulları’dır. Soyadı yasası çıktığında Timuroğlu’nun babası Hüseyin Bey, Munzuroğulları soyadını almak istedi, ancak nüfus memuru ağa, bey, paşa gibi kökleri olanlara bu türden soyadı verilemeyeceğini söyleyince, alamadı. Vecihi Timuroğlu, bunun için: “Munzuroğulları soyundan gelenlerin kökleri zenginliğe dayanmamaktadır. Toprakları yoktur emekçidirler ve eşkıyalıktan geçinirlerdi.” demektedir.

 

Vecihi Timuroğlu’nun eski nüfus kaydında, “Munzurzade Sadık Vecihi” yazmaktadır. Timuroğlu soyadı ise babasının bilinen en eski soyu olan ‘Temür’den gelmektedir.

 

Maksudan Aşireti, 1902’de Müşir İzzet Paşa’nın birlikleriyle savaştı. Maksudan Aşireti yenilgiye uğrayınca, Sivas’ın Kangal ilçesine sürüldüler ve Yellice Köyü’ne yerleştiler. Vecihi Timuroğlu 29 Ekim 1927’de Cumhuriyet Bayramı’nın kutlandığı gün dünyaya geldi.

 

Ona, dedesinin adı olan Sadun ve ikinci ad olarak Vecihi verildi, ancak nüfus memurunun yanlış yazması sonucunda nüfusa Sadık Vecihi Timuroğlu olarak kaydedildi. Annesi Akile Timuroğlu ile kardeşi Sinan Timuroğlu’nu küçük yaşta kaybetti. Babası Hüseyin Timuroğlu, Cumhuriyet’in toplumsal başarısı için yaşamı boyunca çalışmış ve çocuklarını da o doğrultuda yetiştirmiş bir adamdır. Babasının bu yapısından dolayı, Timuroğlu’nun yaşamına yön veren Cumhuriyet aşkı, halk için çalışma, halkın sorunlarına çözüm bulma, toplumsal olaylara tepki verme ve çözüm üretme, devrimci kişilik ve davranış gibi özellikleri, küçük yaşta ırasını biçimlendirdi.

 

Timuroğlu, annesini erken yaşta kaybedince babası bir evlilik daha yaptı ve üvey annesi, onu öz çocuklarından hiç ayırt etmeden, ona annelik yaptı. 6’si erkek 1’i kız olmak üzere 7 kardeşi oldu. Kardeşlerinin arasında, kendisi için en kıymetli olan kız kardeşi oldu. Bir konuşmasında kız kardeşi için şunları söylemektedir.

 

“Bacım, […] zekâsına güvendi matematik doçenti oldu ama bir türlü hayata güvenemedi. Bir tek kızımız var zaten. Sekiz kardeşin bir tek kızı, yedi erkek bir kız. İnci gibi böyle, bir gül gibi halis de bir kız, çok has bir kız. Bacımın çok duygusal, çok narin bir yapısı var. O yedi erkeğin içinde kendini garip mi hissetti bilemiyorum ama çok sevdiğim bir kardeşimdir. Herhalde hepimizin en çok sevdiği kardeşi o dur. 52 yaşında zavallıyı kanser nerden gelip buldu. Her türlü sevgiyi gösteriyoruz.”

 

Vecihi Timuroğlu, yıllar sonra evlendiğinde, kendisinin de 1 oğlan 2 kızı olmak üzere, üç çocuğu oldu.

 

1953 doğumlu olan oğlu Kürşat Timuroğlu devrimci düşüncelerle aile ocağında tanıştı. İki yaşındayken Vecihi Timuroğlu’nun tutuklanmasına, polis baskınına tanık oldu. Devrimci fikirleri 17-18 yaşında özümsedi. Kürşat Timuroğlu, Marx’ı, Engels’i, Lenin’i okumaya başladığında, İngilizce de öğrenmeye başladı. Çünkü Marx’ı İngilizce okumaya çalışıyordu. Ortadoğu Teknik Üniversitesini kazandı. Ancak, 12 Mart koşullarından dolayı okuldan atıldı. O sıralarda, Türkiye Halk Kurtuluş Ordusu’na girdi, örgütte önemli bir yere geldi ve İstanbul’da önemli sorumluluklar üstlendi. 1975 yıllında onu öldürmek üzere vurdular, ancak o hayatta kalmayı başardı. Öldürmek isteyenlerin polis olduğu ortaya çıktı. Kürşat’ı vuran kişi mahkeme de sıkışınca polis olduğunu itiraf etti. Ancak, Timuroğlu Kürşat’ı kesin olarak öldüreceklerinin bilgisini alınca, onu Almanya’ya Hamburg’a gönderdi. Devrimci faaliyetini Almanya’da da sürdürdü ve Devrimci İşçi Sendikasının lideri oldu. Bu nedenle de 1986 yılında Almanya’da öldürüldü.

 

Alman basınında da Kürşat Timuroğlu’nun öldürülmesi geniş yankı buldu ve şu ifadeler yer aldı:

 

“Katil, 32 yaşındaki Kürşat’ı haftalar boyunca izledi. Bir gün St.George caddesindeki bir cafe den çıkarken Kürşat’a ateş etti. Sendeleyen Kürşat bir tekel bayisine sığındı, oraya da giren katil kafasını hedef alarak bir el daha ateş etti. Eyalet Meclis Üyesi Rolf Lange, bunun planlanmış bir infaz olduğunu söyledi. Tanıkların ifadesinden elde edilen sonuca göre katil iki hafta boyunca onu izlemiş. Kürşat 20.08.1953 yılında dünyaya geldi ve 1976 yılında Almanya’ya yerleşti. Kürşat Timuroğlu 25.02.1986 yılında evinin önündeki bir cafede öldürüldü.”

 

Timuroğlu, ‘İkibine Doğru’ dergisinin 26 Ağustos 1987 tarihli sayısında yer alan röportajında, oğlu Kürşat Timuroğlu’nun katiliyle ilgili olarak içinde MİT, CIA cirit atıyor dediği PKK’yı sorumlu tuttu. Timuroğlu, “Kürşat Timuroğlu PKK tarafından öldürüldü ve katilleri resmi makamlar tarafından korundu.” demektedir.

 

1996 yılında kızı Simin Timuroğlu’nu da 12 Eylül döneminde hapishanede gördüğü işkenceler sonucu, böbrek yetmezliğinden kaybetti. Kızı Simin, Kimya Mühendisi idi. Devrimci İşçi Sendikalarına bağlı bir sendika kurdu. 12 Eylül’de yargılandı. Tutuklandığında üç ay işkence gördü. Aklanıp çıktı ama gördüğü işkence böbreklerini iflas ettirmişti. Vecihi Timuroğlu, kızı Simin’i kurtarabilmek için Moskova’ya götürdü, Amerika Birleşik Devletleri’ndeki Massasutchest Üniversitesi’yle bağlantıya girdi. Ancak ne yaptıysa kızını kurtaramadı.

 

Bir tek kızı Zerrin Timuroğlu hayatta. Fizik Mühendisi olan Zerrin Timuroğlu. İstanbul’da uzun yıllar boyunca Mühendis olarak çalıştı, daha sonra ise liselerde fizik öğretmeni olarak görev yaptı.

 

Vecihi Timuroğlu, evde de öğretmendi. Çocuklarını yetiştirme şeklini şöyle dile getirmektedir: “Güven ve sevgi üzerine kurulmuş bir aile ilişkimiz vardı. Bir oğlum ve iki kızım var. Çocuklarım benim için bu dünyaya bırakacağım en erdemli kalıtlardır. Onları büyük bir disiplinle yetiştirdim. Dürüst ve yalansızdırlar.”

 

Çocuklarının annesinden 26 yıllık bir evlilikten sonra ayrıldı. Hayatının son yıllarını üçüncü eşi Aysel Uğur Çakır Timuroğlu ile geçirdi. Vecihi Timuroğlu, 23 Ekim 2014 yıllında Ankara’nın Kazan ilçesinde kalp yetmezliğinden yaşama gözlerini yumdu.

 

 

     Eğitimi ve Öğrenimi

     Babası Hüseyin Bey, Vecihi Timuroğlu beş yaşındayken Diyarbakır’ın Çermik ilçesine Özel İdare Memuru olarak atandı ve Timuroğlu ilkokula orada başladı. 3. sınıftayken “Babam Topçu Ben Ateş” şiirini kürsüde okudu ve ardından program dışı özgün bir şekilde konuşmaya devam etti. Böylece, ilk söylevini yaptı ve kaymakam, onun kürsüden indirilmesini emretti. Ancak, öğretmeni buna engel oldu, engel olunca da başka bir yere sürüldü. Sürgüne gönderilen öğretmeninin yerine, Raziye Hanım adında başka bir öğretmen geldi. Ancak, Vecihi Timuroğlu’nun bu öğretmeni de veremden öldü. Bunun üzerine Timuroğlu, okula gitmek istemeyince, babası onu Elazığ’da yaşayan halasının yanına gönderdi. Orada Atatürk İlkokulu’nda 3. sınıfta okumaya devam etti. O yıl, Atatürk okullarına geldi ve onların sınıfına, matematik dersine girdi. Atatürk, sınıfa bir dört işlem problemi sordu. Vecihi Timuroğlu’nun, öğretmeni, bu sorunun 3. sınıf öğrencilerinin düzeyinin üstünde olduğunu ve bu nedenle cevaplayamayacaklarını söyledi, ancak Vecihi Timuroğlu parmak kaldırarak “ben çözerim” dedi. Atatürk, Timuroğlu’ndan tahtaya gelip çözmesini istedi. Problemi çözmesi üzerine, Atatürk başını okşayıp “aferin” dedi. Daha sonra Atatürk, onu öğretmenler odasına çağırttırarak ailesini sordu. Atatürk, ona “ne olmak istiyorsun” diye sorunca, ‘Âşık Paşam’ dedi. Verdiği cevaba odada bulunanların gülmesine aldırmadan Atatürk, “yani şair olacaksın” dedi. Timuroğlu da başını sallayarak “evet” dedi. Atatürk ise “sen iyi bir mühendis ol, bize yollar köprüler yap, şiir gene yazarsın” dedi. Bir hafta sonra Vecihi Timuroğlu’nun babası Diyarbakır’a atandı. Vecihi Timuroğlu da babasıyla Diyarbakır’a gitti ve orada 4. sınıfı okurken Bakanlıktan bir yazı geldi, Timuroğlu gelen bu yazıyla Atatürk sayesinde Ankara’da parasız yatılı okudu. İlkokuldan sonra, Ankara Gazi Lisesi’de öğretimine devam ederken, Gazi Lisesinin ortaokul kısmı kaldırıldı, parasız yatılı olduğu için Diyarbakır parasız yatılıya gönderildi. Lise son sınıfa kadar Diyarbakır’da okudu. Diyarbakır’da lise 1. sınıfı okurken arkadaşı Veli Dolu Kasımoğlu ile vali konağının bahçesinden elma çaldılar, bu nedenle tutuklandılar ve nezarete atıldılar. Savcı bunların Komünist ve Kürt olduklarını, devlet malına bilerek zarar verdiklerini ileri sürerek tutuklanmalarını istedi. Timuroğlu, o yaşlarda ne Kürtlüğü ne de Komünistliği biliyordu, bu nedenle neden yargılandıklarını anlamamıştı. Ancak, hâkim davanın sonunda, bunun çocuk işi olduğuna karar vererek, onları serbest bıraktı. Liseyi Erzurum’da bitirdi.

 

İlk siyasal amaçlı tutuklanmasını Erzurum’da yaşadı. Felsefe öğretmeni Muzaffer Faik Amaç’ı arkadaşı Fetih Naci ile yolcu etmeye gitmişti. Öğretmenleri, Komünist olduğu gerekçesiyle, sürgün edildiğinden ve onlar da öğretmenlerini yolcu ettiklerinden, ikisine de Komünist damgasını vurdular. Gece yarısı tutuklanıp, işkence gördüler. O döneme kadar Vecihi Timuroğlu ve Fetih Naci Komünizmin ne olduğunu bilmemekteydi ve gördükleri onca işkenceye rağmen, nezarethanede birbirlerine ‘Komünizm nedir’ diye sorup güldüler.

 

Vecihi Timuroğlu, Hasan Ali Yücel’in oluşturduğu eğitim sistemiyle öğrenim gördüğünden, ilkokulda, ortaokulda ve lisede oldukça donanımlı bir eğitim almıştır. O dönemdeki Cumhuriyet’in eğitim siyasası, eleştirmeye, tartışmaya, yargılamaya ve sorgulamaya dayalıydı. Bakanlık, öğrencilerin okuması için kitaplar yayınlardı. Kant’tan Seçmeler, Goethe’den Seçmeler gibi ve bunlar öğrencilere okutulurdu ve tartışılırdı.

 

1945’te Ankara Üniversitesi Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi Türk Dili ve Edebiyatı Bölümü’nde felsefe okudu ve oradan mezun oldu, aynı zamanda ek dal olarak da edebiyat okudu. Birçok kaynakta Edebiyat Bölümü mezunu olduğu yer almaktadır. Ancak, asıl alanı felsefe, ikinci alanı edebiyattır. Bir söyleşisinde üniversitede de, gördüğü eğitimin kapsamı ile ilgili ayrıntılı bilgiler vermektedir:

 

“Yıldırım: Edebiyat Öğretmenliği mezunu olunca, hep liselerde ve ortaokullarda öğretmenlik yaptınız?

 

Timuroğlu: Edebiyat ve felsefe. Ben aslında felsefe bölümü mezunuyum.

 

Yıldırım: Felsefe bölümü mü mezunusunuz? Ama bütün kaynaklarda Türk Dili ve Edebiyatı Bölümü yazıyor?

 

Timuroğlu: Edebiyat benim ikinci alanımdır. Yüksek öğretmenlikte ikinci branş alanımdır. Yüksek öğretmenliğiz biz, yani fakültede okuyorduk ama yüksek öğretmenliğin öğrencisi olarak okuyorduk. Çünkü yüksek öğretmen bir tabeladır. Bizler fakültelere gider orada ders görürdük. Örneğin bir matematikçi Fen fakültesine gider ders alır, bir edebiyatçı Dil Tarih fakültesine gider okurdu. Biz, Yüksek Öğretmenlik okuyanların, fakültede okuyanlardan farkı akşam meslek dersleri görmemizdi. Biz öğretmenlik meslek dersleri görürdük, yani pedagojik formasyon. Örneğin sınav sorusu nasıl sorulur, yazılılar nasıl okunur, ödev nasıl verilir, ölçme değerlendirme nasıl yapılır gibi.

 

Yıldırım: Günümüz Türkiye’sinde bu dedikleriniz hala büyük bir eksiklik. Eğitim fakültelerinde bu dersler var, ama öğrencinin branşına göre özel bir uygulama gösterilmiyor. Örneğin Almanca, İngilizce ya da Fransızca nasıl öğretilir, buna yönelik ders yok. Ölçme değerlendirme dersi var ama geneldir.

 

Timuroğlu: Bizde alana yönelik özel yöntem dersleri vardı, örneğin yabancı dil nasıl öğretilir. Şimdi şu da var, 1974 yılında öğretmen okullarını da, eğitim enstitülerini de, yüksek öğretmenliği de kapattılar. Eğitim fakültelerinde şimdi sınıf öğretmeni yetiştiriyorlar, bu bence mesleği tam kavratmaya yetmiyor. Örneğin 7 ile 10 yaş arası öğrencilerine Tarih dersi, Türkçe dersi nasıl verilir? Bunların dil kapsamları nedir? Sözcük ekonomileri nedir? Kitaplar buna göre nasıl düzenlenir? Bunların hiç biri okutulmuyor. Bizim dönemimizde ilkokul öğretmenleri, öğretmen okullarında yetiştirilirdi. Ortaokul öğretmenleri, Gazi Eğitim Enstitüsü’nde yetiştirilirdi. O zaman iki tane eğitim enstitüsü vardı, sonradan 3.’sü açıldı. Ankara Gazi Enstitüsü, İstanbul Çapa Eğitim Enstitüsü, Balıkesir Necati Bey Eğitim Enstitüsü. Bir de yüksek öğretmenlik vardı, biri İstanbul’da diğeri Ankara’da. Yüksek öğretmenler lise için eğitilirlerdi.

 

Yıldırım: Siz artık uzmanlaşmış oluyorsunuz yüksek öğretmenin anlamı o, öyle değil mi?

 

Timuroğlu: Biz birinci sınıftan başlayarak, her sene şubat ayı tatilinde bir okula gidip stajyerlik yapardık. Şubat ayları tabii liselerde, ortaokullarda tatil değildi. Bizi her sene bir okula stajyer olarak gönderirlerdi. Dört yıllık eğitim süresince gittik. Fakültelilerden farkımızın biri de buydu. Fakülteli staja gitmezdi. Biz zorunlu olarak giderdik, çünkü Milli Eğitim Bakanlığının hesabına okuyorduk. Örneğin bir sene ilkokulda, bir sene meslek okullarında, bir sene de liselerde. Hangi branştaysanız, gittiğiniz okulda, o branştaki en kıdemli öğretmenle birlikte derslere girerdiniz. O, size değerlendirmeyi, soru sormayı, ders vermeyi öğretirdi. Örneğin anlatmanız için bir konu verirdi, o geçer arkada otururdu, dersi dinlerdi, dersten sonra ders işleyiş şeklini değerlendirirdi. Yanlışı nerede yaptın, sınıf ortalamasını nerede aştın, nerede düştün, bunlar çok önemlidir. Bize matematik, fizik, edebiyat vb. nasıl öğretilir, onları öğretiyorlardı. Örneğin matematik eğitiminde şunu temel alırlardı, bugün bu yok, biz bir matematik probleminin nasıl çözüleceğini önemsemezdik, o hiç önemli değildi, önemli olan matematiksel düşünce nasıl verilirdi, yani çocuğun önüne siz bir problemi koyduğunuz zaman, çocuk bunu nasıl çözebileceğini hangi yöntemlerle çözebileceğini düşünebilmeliydi.”

 

1950’de Üniversiteden mezun oldu Pertev Naili Boratav, Orhan Burian, Behice Boran, Niyazi Berkes, Nusret Hızır, Alfred Rode, H. Kunt gibi tanınmış hocalardan ders aldı.

 

 

     Öğretmenliği ve Eğitimciliği

     33 yılda 27 yere sürgün edilen bir eğitimciydi.

 

Üniversiteden mezun olunca hocası Prof. Dr. Pertev Naili Boratav’ın asistanı oldu. Ancak Boratav’ın kürsüsü Komünistlik yapıyor suçlamalarıyla 1952’de kapatılınca zorunlu olarak görevden ayrıldı. Vecihi Timuroğlu’nun hayatında hocası Boratav’ın çok önemli bir yeri vardır. Kendisi hocası için şunları söylemektedir: “Mühendis olmayı düşünürken, karşıma Pertev Naili Boratav gibi bir dev çıktı.”

 

Vecihi Timuroğlu, hocası Boratav ile hiçbir zaman ilişkisini koparmadı ve ona çok büyük bir saygı duydu. Pertev Naili Boratav, kürsüsünün kapatılmasından dolayı Fransa’ya gitti ve öğrencisi Vecihi Timuroğlu'nu da götürmek istedi.

 

“Aslında orada çok büyük bir yanlış yaptığımın sonradan farkına vardım. Hocam bana (Pertev Naili Boratav) ‘Fransa’ya seni götüreyim’ dedi. ‘Tamam, hocam gelirim de’ dedim ‘nasıl geçineceğim ben orada?’ ‘Vallahi Fransız Halk Bilimi Araştırma Merkezi diye bir yer var ben oraya gideceğim’ dedi. ‘Sana da, orada bir iş buluruz, sen bir taraftan orada çalışır hem bilimsel çalışmanı, akademik kariyerini yaparsın hem de kazanırsın’ dedi. ‘Bana orası para verir mi’ dedim. ‘Bilmiyorum, gidince konuşurum’ dedi. Gitmiş veremeyiz, demişler. Bizim öyle bir bütçemiz yok, ama gelsin biz ona yardımcı olmaya çalışırız, diye de eklemişler. Güvenemedim, yani oraya giderim, aç kalırım, perişan olurum, hâlbuki bal gibi sökerdim bazı şeyleri. Sonradan, çok pişman oldum ama iş işten geçti. Başka bir yönden de çok mutlu oldum. Anadolu’da gezmediğim yer kalmadı. Her yeri gezdim.”

 

Timuroğlu, yıllar sonra hocasına duyduğu saygıyı ifade etmek için bir anısını şöyle dile getirmektedir:

 

“Öğrencilik yıllarımda, Pertev Naili Boratav, yaz tatillerinde boş durmamamız için masal, mani, türkü vb. toplamamızı isterdi. Kuşkusuz, derlemeyi nasıl yapacağımızı da belletirdi. Derlediğim masallardan on birini geri verdi. ‘Bunları ilerde yeniden yazarsın. Bunlar çok güzel masallar, sanatsal öğeleri var. Anderson gibi yazarsın sonra.’ dedi. Bunlardan birini yitirmişim. Nasıl oldu bilmiyorum. On tanesini, yıllar sonra yazdım ve ‘Fırat’a Masallar’ adıyla yayımladım. Belki, tümünü yitirecektim. Pertev Naili öğretmenim, bir yaz Türkiye’ye gelmişti. […] Son görüşmemizde masalları sordu. Yazamadığımı söyledim ama bütün bedenimi ter bastı. Kesinlikle yazmamı istedi, ben de oturup yazdım.”

 

Timuroğlu, bugünkü Vecihi’yi ona borçlu olduğunu belirtmektedir. Hocasının kürsüsü kapatılınca, işsiz kaldı ve Milli Eğitim’e atanmak için başvuruda bulundu, ancak ona üniversitedeki işinden atıldığından dolayı atanamayacağını bildirdiler. Timuroğlu, mahkemeye başvurarak davanın sonuçlanmasını bekledi. Bu arada 10 ay Sivas Belediyesi’nde Elektrik İşleri Müdürlüğü’nde abone memuru olarak çalıştı ve davayı kazanınca Sivas Lisesi’ne atandı. Oradan, bir milletvekillinin oğlunu sınıfta bıraktığı için Hekimhan’a sürüldü.

 

Hekimhan’daki okulun 9 öğrencisi vardı. Köylerden, öğrenci toplamaya başladı. Çocuklar, kendi köylerinde ortaokul olmadığından okuyamıyordu, Vecihi Timuroğlu da bu çocukları bulup getirdi ve okuttu.

 

1956’da Elazığ’a atandı. Üç yıl içerisinde Elazığ Lisesi’nin kitaplığına 5 bin kitap kazandırdı. 1957’de Elazığ Lisesi’nin Fen Şubelerinden 18 öğrenci mezun ettiler ve bu öğrenciler Avrupa ve devlet sınavlarına girmeye hak kazandı. Birincisinden on dördüncüye kadar kazananlar, bu okulun öğrencileriydi. Hatta bu başarı duyulunca Vehbi Koç, ödül olarak para teklif etmiş, ancak Vecihi Timuroğlu ve arkadaşı bunu ret ettmişer. Oradan Bitlis’e sürüldü. Bitlis’te koyunları merinoslaştırdı, böylece orada yaşayan insanların daha fazla para kazanmasını sağladı. Bitlis’den de Urfa’ya oradan da Silifke’ye atandı. Silifke Lisesi baştan aşağı harabe halindeydi. Velilerle işbirliği yaparak, okulu onardı, gereken öğretmenleri Ankara’dan talep etti ve aynı yıl 17 öğrenciyi üniversiteye gönderdi. Oradan Aydın’a atandı ancak gitmedi, istifa etti. Malatya’da iki yatırımcının desteği ile istediği özel okulu açtı.

 

Malatya’dan sonra Ankara’ya döndü ve bakan danışmanı olarak çalıştı. O sırada Artvin Lisesi’nin Müdürü öldürüldü ve Vecihi Timuroğlu oraya atandı. Artvin’de, 1968 yılı 10 Kasım töreninde, kürsüde Atatürk’ün toprak Reformundan söz ederken, vali “Sen ne diyorsun in aşağıya” dedi. O da valiye “Asıl senin Atatürk’ü dinlemeye hakkın yok çık dışarı” diye karşılık verdi. Valiyi yaka paça bahçeye attı. Bahçede kovaladı. Burada da düzeni sağladıktan sonra Kaman’a atandı. 1969’da Sinop’a gitti oradan Kastamonu’ya geçti, yine istifa etti ve Ankara’ya gitti. Gazetelerde çalıştı ve çeviri yaptı. Sonra, devlet tarafından Konya’ya atandı. Tümen Kurmay Başkanı Şinasi Orel Konya’ya gitmiş ve oradaki lisede gördükleri onu korkutmuştu ve Timuroğlu’ndan burayı düzene koymasını istedi. Aynı şekilde, oradan da Beyşehir’e atandı. Beyşehir’de ‘Beyşehir’e Su Getirme Derneği’ni kurdu. Çünkü Beyşehir’in her yerinden su akmasına rağmen, evlerde su yoktu. Evlere su getirtti. Bunun dışında çok kısa süre kaldığı Nusaybin, Cizre, Diyarbakır gibi liselerde de görev yaptı.

 

1972’de yeniden Sivas’a atandı. 1974’te Ankara Lisesi Okul Müdürlüğüne atandığında Atatürk Lisesi’nde her gün adamlar yaralanıyor ve öldürülüyordu. Bülent Ecevit, o dönemde, o okulun içinde kurşunlandı. Atatürk Lisesi’nin o dönemde 7 bin öğrencisi bulunmaktaydı. Timuroğlu, okula gittikten iki saat sonra silahlı saldırıya uğradı. Bir gece de 243 öğretmeni görevden aldı. Bu okuldan mezun ettiği öğrencilerinden biri de Can Dündar ve İbrahim Akıncı’dır. Can Dündar ve İbrahim Akıncı, Atatürk Lisesi’ndeki öğretmenleri Vecihi Timuroğlu ile ilgili şöyle bir anıyı aktarmaktadırlar:

 

“1977 yılıydı. Ecevit iktidara gelmiş, Ankara Atatürk Lisesi'nin duvarlarındaki "Ey Türk! Titre ve kendine dön" yazısının yerini Atatürk’ün “Bağımsızlık benim karakterimdir” sözü almıştı. Okul müdürlüğüne, edebiyatçı Vecihi Timuroğlu atanmıştı. Bir gün fizik laboratuvarında "titreşimler" bahsindeyken kapı açıldı, yeni müdür girdi kapıdan... Öğrenciler hazır ola durdu. Timuroğlu, bir süre dersi izledikten sonra şöyle dedi: "Gördüğünüz gibi çocuklar, doğada her şey titreyerek ses veriyor. Ama siz insansınız. Her ne olursa olsun, siz titremeyin."

 

 

     Yöneticiliği

     Kendisi çok sert bir yönetici olduğunu, özellikle öğretmenlere karşı sert davrandığını söylemektedir. Neden olarak da öğretmenlerimizin eğitim ve öğretim yasalarını bilmediğini vurgulamaktadır. Örneğin ders programında öğretmenlerin, dersleri kendilerine göre yerleştirmek istediklerini ancak, bunun eğitim ve öğretim açısından uygun olup olmadığını düşünmediklerini belirtmektedir. Timuroğlu, istenilenlerin öğretim tekniklerine uygun olmadığını söylemektedir. Bunun dışında yönetici Timuroğlu, zümre toplantılarına önem vermektedir. Çünkü her dersin özel öğretim yöntembilimi vardır. Bu nedenle, aynı dersi veren öğretmenler bir araya gelmeli ve hangi konuyu, nasıl öğreteceklerini tartışmalılar. Böylelikle sınıflar arasında denge kurulacak ve farklı öğretmenlerin aynı dersi vermelerinin de bir önemi kalmayacaktır. Çünkü bütün sınıflar o dersi aynı yöntemle, aynı düzeyde öğreneceklerdir, öğretimde farklılık oluşmayacak ve veliler de tek bir öğretmeni istemeyeceklerdir.

 

Timuroğlu’nun, öğretmen öğrenci ilişkisinde de önem verdiği bazı noktalar vardır. Bunlardan biri öğretmenin, öğrencinin onurunu kırmamasıdır. Öğretmen sınıfta meydana gelen bir durumda haksız ise müdür olarak uyarır. Bu elbette ki, öğretmenin hoşuna gitmemektedir. Vecihi Timuroğlu şunun bilincindedir. “Öğrenci adalet duygusuyla yetişmelidir.” Ancak, öğrenci terbiyesizlik, hakaret, sahtekârlık ve yalan gibi konularda bağışlanmayacağını da bilmelidir.

 

”Vecihi Timuroğlu’na göre, eğitim özgür olmalıdır. Tabii bu özgürlük anlayışı, öğretmenle uğraşmak anlamında değil, eğitimde özgürce soru sorma, sorgulama, düşüncesini söyleme olanağının yaratılması biçimindedir. Timuroğlu, öğretmenlerin bu tarz ders işlemeyi çok sevmediklerinin de farkındadır, çünkü ders dışı çalışmak ve hazırlık yapmak zorunda kalmaktadırlar.

 

Timuroğlu’nun yanlışları bağışlama gibi bir tarafı yoktur, bu yüzden öğretmen de öğrenci de ondan korkar. Ona göre, öğretmen-öğrenci-yönetici ilişkisinde yalan olmamalıdır. Ayrıca haksızlığa karşı çıkamayan öğrenciyi de eğitilmemiş saymaktadır. Timuroğlu için eğitim tüm yaşamı kapsamaktadır. Çünkü insan sürekli eğitilir ve eğitir. Bu nedenle eğitici sürekli değişimi yaratacak yöntemleri düşünmelidir. Ona göre, Bilim toplumsal bilincin bir biçimidir. Üretici güçler ise toplumun temel kaynağıdır. Yani gençler, üretici güçler durumuna getirilmelidir. Zihinsel olarak da üretime dönük insanlar yetiştirilmelidir. Çünkü yaratma gücü olan herkes, üretim sürecine girdiği anda her hangi bir nesneyi de yapar yenisini de yaratır.

 

Timuroğlu, bir söyleşisinde eğitim için şunları dile getirmektedir:

 

“Eğitim, insanı yeniden yaratmaktır. İnsanı insan için yeniden yaratmak, sanırım bir insanın yaşamını kurtarmak kadar önemlidir. Belki de daha önemli. İnsanı yadsımayan, toplumuna yabancılaşmayan, haksızlıkları bilinçle kavrayan ve onlarla savaşan, salt gerçekliği, doğruyu, iyiyi, güzeli arayan bir insanı yetiştirmenin verdiği hazzı, hiçbir insani duyguyla ölçemezsiniz. Bir de, insanı, kabak gibi yetiştiremiyorsunuz. Çok uzun bir süreç gerekiyor. Bu süreçte, size en uzak kültürlerden gelmiş insanlarla bütünleşiyorsunuz. Siz de, yeniden yaratılmış oluyorsunuz. Yani, insanı eğitirken, kendinizi de eğitiyorsunuz. İşte önemli olan bu. Kuşkusuz, çağdaş gelişmeleri izlemezseniz, eğitici olamazsınız. Kendinizi yineleyen birisi olarak kalırsınız. Giderek, toplumun en gerisindeki insan olursunuz. Eğitimci, çocuğu, ne çocuk için, ne toplum için sever. Çocuğu, eğitmek için sever. Onu doğanın ve toplumun yasalarını bilen, öğrendiğini yaşama geçiren, doğayı ve toplumu değiştirmeyi ve dönüştürmeyi düşünen duruma getirir. Kısası, eğitimci, insanı yetiştirmeyi sever. Öğretmensiz insan yetiştirilemez. Eğitimin temel öğesi öğretmendir. ‘İnsanı yetiştirmek, salt onlara örnek olmakla olanaklıdır, diye düşünülürse, eğitim sorunu kalmaz.’”

 

 

     Edebiyatçı Kişiliği

     Timuroğlu, yaptığı her çalışmayı titizlikle gerçekleştirmektedir. Ele aldığı konuyu tüm yönüyle, ayrıntısıyla inceler. Bunu yaparken de konuyla ilgili her türlü kaynağa başvurur. Öyle ki, bulabildiği en eski kaynağa kadar gider ve o kaynağı yazıldığı dilde okumak ister. Diyelim ki kaynağın dili İngilizcedir, onu İngilizce okur. Kaynak, kendisinin bilmediği bir dilde yazılmışsa çevirilerine bakar. Örneğin kaynağın aslı Almanca ise İngilizce, Fransızca ve Türkçe çevirilerine bakar. Çevirilerde bir farklılık yoksa güvenirliğini ortaya koymuş demektir ve çalışmaya başlar. Ancak, farklılık varsa o dili bilen birinden yardım alır. Hiçbir kaynağı da dışlamadığından, doğru sonuca ulaşır.

 

“Birçok araştırmayı beğenmiyorum, çünkü araştırmalarının kaynak çalışmalarını eksik görüyorum. Araştırmacı kesinlikle ilk elden beslenmelidir. Kullanacağı belgenin doğrudan görücüsü olacaktır. Böyle bir olanağı yoksa güveneceği bir kaynağı seçmelidir. Bunu da açıkça belirtmelidir. Diyelim, ben "masal" üzerine çalışıyorum. Bütün dünya masallarının "biçimbilimi"ni, konu dağılımını, yerel ve evrensel tiplerini, tipleme yöntemlerini bilmem gerekli. Kuşkusuz bütün dünya dillerini öğrenmem ve tüm masalları ilk elden incelemem olanaksız. Öncelikle, kendi dilimin masallarını fişlerim, sonra bildiğim dillerdeki masalları fişlemeye başlarım. Biçimbilim açısından ortak yanları belirlerim. İkinci aşamada, abecesel diziye göre ülkeleri sıralarım. Masal konusunda yapılmış araştırmaları belirlerim. Tümünü belirledikten sonra, bunların arasından, biçimbilimle ilgili olanları ayırırım. Başlarım onları okumaya. Diyelim, masalın biçimbilimi üzerine en eski kaynak, ünlü Rus halkbilimcisi Viladimir Propp’un ‘Morfologiya Sakzki’ adlı yapıtı olsun. Ben, Rusça bilmediğime göre, bu yapıtın Türkçe çevirisi olup olmadığını araştırırım. Mehmet-Rifat, Sema-Rifat ikilisinin bir çalışmasına rastlarım, Hemen o yapıtı incelemeye başlarım. Görürüm ki, bu iki değerli bilim adamı, V. Propp’un yapıtı üzerine, değerli çalışmalar yapmışlar. Onların bulgularını ve saptamalarını fişlerim. Ancak, bu iki değerli bilgin, yapıtı çevirmemişler. Çalışmalarında, yapıtın Fransızca çevirisi olduğunu duymuşlar. Kaynağında, kendileri de, bu çeviriden yararlanmışlar. Hemen o çeviriyi bulurum: ‘Morfologie du conte, paris Seuil, 1970, .çeviren: Marguerite Derrida.” İngilizcesi varsa, onu da ararım. Karşılaştırma olanağı bulurum. Kısası, ayağımı sağlam basarım yere. Bu işi bitirince, diyelim masalların temel ıraları olan ‘olağanüstülük’ öğelerini ararım. Çinliler, olağanüstü öğesini hangi örgelerle (motif), Hintliler hangi örgelerle, Araplar hangi örgelerle sağlıyorlar? Ortak ya da özgün yanları nelerdir? Rastladığım her öğeyi fişlerim. Fiş çıkarmayı bilirsiniz. Önce çalıştığın konuyu yazarsın, sonra bulduğun belgeyi belirtir ve sahibini, bulunduğu yeri gösterirsin, daha sonra, o belgedeki bilgileri not edersin, anlatılarını yaparsın, cildini, sayfasını belirtirsin, yazarken bunları değerlendirirsin. Ele geçirdiğin her kaynağın doğru olduğunu düşünemezsin, her zaman kuşkuların olacaktır. Belgeler çoğaldıkça ayıklama olanağı bulunacaktır.”

 

Kısaca, Timuroğlu önce çalışma alanını, o alandaki konusunu, konuyla ilgili kaynak taramasını saptamaktadır, sonra çalışmaya başlamaktadır. Kaynaklardan bulduğu verileri sunduktan sonra, kendi kanısını ve doğrularını yazmaktadır.

 

Arapça, Farsça, Osmanlıca, İngilizce ve Fransızca bilen Vecihi Timuroğlu, yapıtlarını bir amaç doğrultusunda yazmaktadır. “Sanat ve yazın amaçlı olmalıdır.” demektedir. Timuroğlu, toplumsalcı gerçekçi sanatı yeğlemektedir. Tarih araştırmalarıyla resmi tarihin kimi savlarını da çürütmüştür.

 

Timuroğlu’nun temel biçimi denemedir. Genelde toplumsal konular ve sanat kuramları üzerine yazmaktadır. “Deneme, felsefenin yazındaki türüdür. Denemeci, eskileri yinelemez, eskileri eleştirerek yeniden düşünmeyi amaçlamaktadır.” der.

 

Melih Cevdet Anday, Timuroğlu için “Felsefe yapmayı bilen tek yazar”, Cemal Süreya ise “Her yazının sonunda, felsefenin pençesini vurur.” demiştir.

 

 

     Çıkarttığı ve Yazdığı Dergiler

  1973 yılında Evrim Dergisini Çıkarttı.

  1977’de Cemal Süreya, Ragıp Gelencek ve Ahmet Say’la birlikte Türkiye Yazarları Dergisini çıkarttı.

  Yücel Dergisi

  Yeditepe Dergisi

  Yonca Dergisi

  Evrim Dergisi

  Türk Dili Dergisi

  Türkçe Dergisi

  Yeni Edebiyat Dergisi

  Özün Dergisi

  Sesimiz Dergisi

  Oluşum Dergisi

  Türkiye Yazıları Dergisi

  Cumhuriyet Dergisi

  Özgür İnsan Dergisi

  Bilim ve Sanat Dergisi

  Yazko Edebiyat Dergisi

  Adam Sanat Dergisi

  Dost Dergisi

  Sanat Rehberi Dergisi

  Yarın Dergisi

  Varlık Dergisi

  Damar Dergisi

  Berfin Bahar Dergisi

  Edebiyat ve Eleştiri Dergisi

  Beşparmak Dergisi

   Afrodisyas Dergisi

  Gökyüzü Akademi Dergisi

  Kar Dergisi

  Yazın Sanat Dergisi

  Ekin Dergisi

  Munzur Dergisi  

 

 

     Aldığı Ödüller

  •  1998’de Edebiyatçılar Derneği tarafından "Onur ödülü Altın Madalyası" verildi.

  •  Barış Gazetesi tarafından "Cumhuriyet’in 50.Yılı Şiir Ödülü" verildi.

  •  Spor Toto tarafından "Atatürk’ün 100. Doğum Yılı Ödülü" verildi.

  •  2004’de Eskişehir Sanat Derneği tarafından "Yunus Emre Araştırma Ödülü" verildi.

  •  2007’de Anadolu Eğitim Sendikası tarafından "Başöğretmen Ödülü" verildi.

 

Anadolu Eğitim Sendikası tarafından “Başöğretmen Ödülü” verilirken, Muzaffer İlhan Erdost açılış konuşmasında, Timuroğlu’nun eğitimde ne kadar önemli bir yer sahip olduğunu da ortaya çıkartmaktadır:

 

“Bugün, burada, Atatürk’ün gerçekten Başöğretmen olarak ulusal bağımsızlıktan uluslaşmaya giden çetin yolda, Türk ulusunun yürüdüğü gelişme ve uygarlık yolunda elinde ve kafasında tuttuğu meşaleyi yurdun dört bucağına taşımış, o meşalenin alevinde kuşakları özveriyle aydınlatmış birine Başöğretmen ödülünü vermiş olmamızın, benim açımdan, Başöğretmen olmaktan daha büyük bir anlamı var: Yazarı çizeri, tüm aydınıyla, bilim adamıyla, sanatı ve sanatçısıyla, bugün yere atılmış ve çiğnenmiş Türkiye Büyük Millet Meclisinden Çankaya’ya paspas yapılmış Mustafa Kemal Atatürk öğretisini, o artık kendisi olduğumuz, “müspet ilim” meşalesini, bağımsızlık ve özgürlük meşalesini, düşürüldüğü yerden kaldırmak, laik ve gerçekten demokratik Türkiye’nin bağrında yeniden tutuşturmak için buradayız. Çünkü Vecihi Timuroğlu, a,b,c’nin ışığında, aklın ve ilimin aydınlığında Başöğretmenin öğretmenidir ve binlerce öğrencinin başöğretmendir. Vecihi Timuroğlu […] öğretmenlerin öğretmeni olarak özgürlük savaşçısı, başöğretmenlerimizden biridir. O, gericiliğin faşizmle el ele, okulları kuşattığı günlerin özgürlük kavgacısı, adı yazılmamış kahramanıdır.”

 

 

     Yer Aldığı Kurumlar

  •  1999’da Türkiye İnsan Hakları Kurumu kurucu üyeliği yaptı (TİHAK).

  •  1975’te Türk Dil Kurumu’nda çalıştı.

  •  İşçi Edebiyatı öykü yarışmalarında komisyon üyeliği yaptı.

 

İşçi Edebiyatı Öykü yarışma komisyonunda birçok kez yer alan Timuroğlu, bu öykü türünün önemini şöyle vurgulamaktadır.

 

“İşçi öykülerinde bilginin asal nesnesi, işçi yaşamının ırasal (karakteristik) nitelikleridir. Dış görünüşleriyle, dışsal ilişkileriyle, etkinlikleriyle, içsel ve düşünsel yaşamının ve yaşantılarının varlığı, oluşumu, gelişimi, işçilerin toplumsal ıraları sanatsal işçi öykülerinin nesneleridir. Şunu da unutmamak gerekir

 

Hangi üretim kesiminde olurlarsa olsunlar, yaşantısı öykü konusu edilen işçi üretim süreci içinde ele alınmalıdır. Bir sanatsal yaratının başkişisi ya da kişileri işçi olabilirler, ama üretim sürecinde ele alınmıyorlarsa, öyle öykülere "işçi öyküleri" demek, bana uygun gelmiyor. Çünkü işçinin ele alınan yaşamı ya da yaşantısı, ancak üretim içinde anlaşılabilir. Kısası, işçinin özel yaşantısını değil de işçi sorunlarıyla bütünleşmiş kişiliği ele alınmalıdır.”

 

 

      Yapıtları

  1. İnsan Hakları Sözlüğü (2007)

  2. Kardaşım Oğul (1988)

  3. İnançları Uğuruna Öldürülenler (1991)

  4. Estetik (2013)

  5. Türk – İslam Sentezi (1991)

  6. İslam’ın Akla Bakışı Üzerine Bir Deneme (1996)

  7. Bir Sürgünün Ezgileri (1983)

  8. Dersim Tarihi (1991)

  9. Ulusal Kurtuluş Savaşçısı Atatürk (1980)

10. Minnacık Kadın (1984)

11. Pazarlanan Ülkem (2006)

12. Ceyhun Atuf Kansu I-II (1978)

13. Ahmet Arif Hayatı, Sanatı, Şiirleri (1992)

14. Ahmet Arif’in Türk Şiirindeki Yeri Üzerine Bir Deneme (2009)

15. Söylev (Nutuk) Seçmeler (2002)

16. Söylev (Nutuk) (2007)

17. İlköğretim öğrencileri için Atatürk (2007)

18. Göz Göz Olmak (1976)

19. Yazınımızdan Portreler (1991)

20. Yazınımızdan Başkalarının da Okuyacağı Mektuplar (1993)

21. Şiirin Büyücü Kızı: İmge (1994)

22. Alevilik, Bektaşilik, Şiilik, Kızılbaşlık (2004)

23. Yunus Emre Üzerine Bir Deneme (2004)

24. Dursun Akçam’ı Anmak (2004)

25. Siyah Bir Güldür Ölüm (1997)

26. Tut Beni Sevda Çağırır (1980)

27. Melih Cevdet Bilge ve Duyarlı (Kürşat’la Söyleşi) (1994)

28. Büyü (1999)

29. İlhan Selçuk (2009)

30. Muzaffer İlhan Erdost (2012)

31. Hoşgörü, Dostluk ve Dayanışma içeren Atasözleri (2002)

32. Noktalama İşaretleri (1999)

33. Bura Yemendir (1978)

34. Merhaba Oğlum (1993)

35. Hallâc-ı Mansûr’dan Nesimi’ye Değin Doğu’da ve Batı’da Düşünsel Gelişme Üzerine Söylev (2010)

36. Simavne Kadısıoğlu Şeyh Bedrettin ve Vâridât (1979)

37. Tarih Felsefesi Açısından Gençler için Atatürk (2006)

38. Atatürk Şiirleri (2000)

39. Ismarlama Ders Kitapları Üzerine Rapor (1976)

40. Ahmet Kutsi Tecer, Kişiliği Sanat Anlayışı ve Tüm Şiirleri (1987)

41. Orhan Kemal (1995)

42. Atatürk ve Kuva-i Milliye Şiirleri (1988)

43. Mevlana (1995)

44. Cahit Külebi/Hırçın ve Lirik (1995)

45. Nasrettin Hoca’nın Düşünce Dünyası (1998)

46. Aşk Üzerine (1994)

47. Fırat’a Masallar (1990)

48. Bülbülleri Ne Yaptılar? (1994)

 

 

     Kaynaklar

  Akar, H. (2009). Vecihi Timuroğlu, http://www.akarhuseyin.com/?page_id=639 [01.08.2015]

  Akıncı, İ. (2007). Titremeyen bir çınar, https://www.bizkackisiyiz.com/yazi.php?yazi_id=22623, [12.09.2008]

  Alevi Vakıflar Federasyonu, Vecihi Timuroğlu. http://www.avf.org.tr/kultur_sanat.asp?id=631 [01.08.2015]

  Ataş, A. E. (2011). Felsefeden bilime, Sanattan siyasete, Tarihten Kültür ve Eğitime, Vecihi Timuroğlu ile Söyleşi, içinde: Ataş, Ali Ekber (Baskıya hazırlayan), Promete’nin Işığında Bir Ömür – Vecihi Timuroğlu (Kolektif Çalışma), İstanbul: Artshop, s.22-88.

  Bibliothek von HO aus HF in HH, (1986). Zur Ermordung von Kürsat Timuroglu, http://ob.nubati.net/de/kursat.php [09.09.2015]

  Dündar, C. (2002). ”Vecihi Hoca’dan mektup var”, http://www.milliyet.com.tr/2002/01/22/yazar/dundar.html, [10.09.2015]

  Dündar, C. (2007). Titremeyen Çınar, http://www.milliyet.com.tr/2007/11/24/yazar/dundar.html [10.09.2015]

  Güven, C.; Ataş, A. E. (2007). Başöğretmen Vecihi Timuroğlu, Ankara: Anadolu Eğitim Sendikası Yayınları

  Korkankorkmaz, B. (2002). Vecihi Timuroğlu ile Söyleşi, http://www.amatorceedebiyat.com/?sayfa=10&id=704 [12.09.2015]

  Nesra Özel Haber, Kürşat Timuroğlu Hakkında. http://www.nesra.org/kursat-timuroglu-hakkında/ [09.09.2015]

  Sezer, S. (2014). Vecihi Timuroğlu için bir özür http://www.evrensel.net/yazi/72628/vecihi-timuroglu-icin-bir-ozur, [02.08.2015]

  Timuroğlu, V. (2006). İşçi Öyküleri, Ankara: Damar Dergisi

  Yıldırım, M. (2004). Vecihi Timuroğlu, Ankara: Video Kayıt
  Yıldırım, Munise, (2004), Vecihi Timuroğlu’yla Yaşamı, Eğitimciliği ve Yazın Anlayışı Üzerine Söyleşi, içinde: Akbulut, N., Yıldırım, M., Akçam, A., Korkankorkmaz, B., Vecihi Timuroğlu Kitabı, Şanlıurfa: Yom Sanat, s.9-44.

  Yıldız, A. (2014). Vecihi Timuroğlu ile en son konuşma, http://www.gercekedebiyat.com/haber-detay/vecihi-timuroglu-ile-yapilmis-son-konusma/1037, [.09.09.2015]