Ağabeyim ve öğretmenim o,

 evdeki çocuklardan birisi değildi, 'Veci Abi' idi. Onunla hiç çocuk olmadık, sokakta çelik çomak, ya da saklambaç oynamadık. Hep öğreten, öğüt veren, yol gösterendi. Babam ve Veci ağabeyim sanat, edebiyat, bilim ve siyaset gibi bize göre çok ciddi konular üzerine sohbet eder, tartışırlardı.   Büyülenmiş gibi dikkatle dinler, anlamaya çalışırdım. Arada bir tartışmalarına katılma girişiminde bulunur, bozguna uğrar, geri çekilirdim. Katılmak için gerekli birikimi edinmem yıllar aldı. Öldüğünü duyunca Türkiye'nin dört bir yanından Ankara'ya koşup gelen, ak saçlı eski öğrencilerinden biri ağlayarak; "Benim hayatımı değiştirdi, okuldan nefret ediyordum, bana okulu, öğrenmeyi sevdirdi" dedi.

Ben de onun hayatını değiştirdiklerinden, ona daha yakın olmamdan belki de, en şanslılarından biriyim. Yıl 1960, yaz tatilini geçirmek için Bitlis'e onun yanına gittim. Onun evine gitmek için her zaman bahane arardık zaten. Lise müdürüydü orada. Evi bizler için ikinci bir baba eviydi. Kürşat, ve Simin ilkokuldaydılar, Zerrin henüz başlamamıştı ilkokula. Ben liseyi bitirmek üzereydim. Veci ağabeyim ve teyzem - yengem - ile şiir, sanat, ve bilimsel konularda doyasıya sohbet etme şansını yakalamıştım. Veci ağabey, birgün kendisi için de yeni olduğunu sandığım, çok heyecanlı; Matematik, Mantık, Felsefe karışımı bir konu açtı. Sohbet ders verme moduna girdi. Konunun öznesi, 2 Kasım 2015 de 200'üncü doğum gününü kutladığımız, ünlü İngiliz Matematikçi George Boole ve onun adıyla anılan - Boolean Algebra - Boole Cebiri idi.

Boole, Mantık bilimini tam anlamıyla Matematik kurallara bağlıyor. Felsefeci Vecihi Timuroğlu'nu büyüleyen de bu. Dolayısıyla bana da o büyüyü aşıladı. George Boole'un bu buluşu yeni bir Matematik, ve yeni bir bilim dalı, Bilgisayar Bilimi - Computer Science - ve teknolojinin doğuşunu tetikledi. O yaşlarda her gencin kendine sorduğu "ne olmak istiyorum?" sorusu artık benim için, Veci ağabeyimin bana bulaştırdığı o büyü ile, kesin yanıtlanmıştı. Matematik ve Bilgisayar dallarında uzmanlaşmak hedefine kilitlenmiştim. Buna benzer hikayeleri olan çok öğrencileri vardır, sevgili ağabeyim, Vecihi Timuroğlu'nun.

Bir kusurunu da söyleyerek bitireyim, eğer kusursa! Sizden söz ederken bazen, sizde olmayan bazı nitelikleri ya da olmayan başarıları size yükleyebilir! Bu da sizi güç durumda bırakabilir bazen!

 

Faruk TİMUROĞLU    

Kardeşi    

     "... Onun şairliği ve yazarlığı en az elli yıl önce başlar; ama ilk kitabı ancak 1976'da, emekli olmasına üç yıl kala yayımlanmıştır. Demek ki 1976'dan beri, yılda ortalama 1,3 kitap yayımlamış. Onun üretkenliğinin ölçüsü olamaz bu. Timuroğlu büyük acılar yaşadı. 1995-96 yıllarının her gününü sevgili kızının sağlığı için çırpınarak geçirdi. Bu iki yıl boyunca kızını her gün azar azar yitirdiğini gördü. Daha önce faşistlerce vurulup öldürülen dağ gibi bir oğulun acısıyla yıkılmıştı. Diyeceğim, böyle acılar yaşamasaydı daha çok kitabı olabilirdi. Bu acılara katlanabilmek için kendisini çalışmaya vermiş olsa bile -ki öyledir- bundan ötürü üretkenliğinin arttığını sanmıyorum.İlerici bir bürokrat olan Timuroğlu bürokratlığı sırasında yazmaya pek zaman ayıramamıştır. Bürokratlığının son yıllarında özellikle çetin görevler üstlendiğini de anmalıyım. Bütün bunları onun üretkenliğini daha iyi belirtebilmek için yazıyorum. Kitaplarına girmemiş birçok yazısı olduğunu da eklemeliyim. Ayrıca, Timuroğlu adsız bir yazar olarak da çalışmıştır. Örneğin, Ismarlama Ders Kitapları Üzerine Bir Rapor (TDK yayını, Ankara, 1979) adlı kitabın Felsefe, Yazın, Din Dersleri, Psikoloji bölümleri onun kaleminden çıkmıştır. ..."

 

Öner "Ragıp Gelencik" ÜNALAN    

Yazar-Çevirmen    

     Vecihi Timuroğlu'yu çocukluğumda tanıdım ve son yıllarına kadar yakın ilişkimiz sürdü. Ailemizden biri idi ve o da bizi herhalde ailesi bilirdi.

 

Özellikle düşünsel gelişmeme çok katkısı oldu; ondan çok şey öğrendim. Öyle ki, rahatlıkla, benden daha uzun süreli bir öğrencisi olmamıştır, diyebilirim.

 

Babamla ilişkisi ise, ortak çalışmaları/yapıtları yoksa da, gene herhalde Marx-Engels dostluğu ile karşılaştırılabilir. En azından benim gözümde öyle idi.

 

Yaşamımda büyük ve önemli yer tutan Vecihi Timuroğlu gibi değerli bir insanı, benim için ikinci bir babayı yitirdikten sonra, hakkında hiç olmazsa bir iki satır yazmayı, anlamlı denebilecek bir kaç söz söylemeyi çok istedim. Ayrıca bunu, bir gönül borcu saydım... Ne yazık ki, şimdiye kadar başaramadım. Sanırım, ona yakınlığım nedeniyle, kişisel olması kaçınılmaz bir yazı kaleme almaktan sakındım...

 

Mehmet Ragıp    

    

MARATONUN YÜZ METRE KOŞUCUSUYDU VECİHİ TİMUROĞLU

     Vecihi Timuroğlu, babam Dursun Akçam’dan bir iki yaş büyük olmalıydı... Bu hesapla “amca” demem gerekirken diyemedim. Dilim dolandı içimde, yüreğim karşı çıktı onun amcalığına. O, doksan yıla dayanmış ömrünün her ânını bir yüz metre koşusundaymış gibi koşarak ve her şeyden önce kendisiyle yarışarak yaşamış, deviniminden, temposundan, tarzından hiç ödün vermemiş bir devrimci, gençliğini, yaşam coşkusunu hiç eksiltmemiş bir “ağbi” olabilir ve öylece de kalabilir ancak. Babam Dursun Akçam’ın can ciğer dostuydu. Baba gibi dosttu… Mücadeleciydi, üretkendi, gülen, konuşandı; araştıran, yazandı… Çok geniş bir coğrafyanın, adı bilinmedik ekinlerin harman olduğu bir varsıllık taşardı benliğinden... “Bak ardıç kanım! Bundan sonra sana ‘ardıç kanım’ diyeceğim. Sazın kolu ardıçtan yapılır da ondan. Tek boyutlu bir hüznün perdesi, ancak öylesine sert bir ağaçtan bağlanabilir. Tek sesli bir sazla, çok boyutlu duygular anlatılamaz ama sezdirilebilir” (Vecihi Timuroğlu, Mektuplar, s. 160, 161 Başak yayınları) diye yazar kitabının bir sayfasında, hemen karşı sayfada “Demek, Moğollar, Anadolu’yu çiğneyip geçtiklerinde Selçuklu’ya başkaldıran Baba İlyas, Arnavut’muş! Haydi kimin elini öpersen öp! Deyiş kolaylığı diye bir şey düşünmüyor bu yurttaş. Türkistan Nakşileri’yle Bektaşi’ler ‘ata’ derler. Anadolu’daki Dedem Korkut, Horasan illerinde ‘Korkut Ata’ değil midir?” diye anlatır. Aynı kitabın ilerleyen sayfalarında Ermenistan şiiriyle ilgili çözümlemeler yapar, örnekler sunar (Vecihi Timuroğlu, Mektuplar, s. 223, Başak yayınları) kentten kente, toplantıdan toplantıya dolaşırdı Vecihi Timuroğlu. Bir kent belediyesinin etkinliğinde Garip Şiiri üzerine deneme tarzında bir konuşma yapar, bir diğer kentteki üniversitenin sempozyumuna yazınla felsefe arasındaki bağıntıyı deşeleyen bir bildiriyle katılırdı. Bir bakardın, Dil Dergisi’nde Vüs’at O. Bener’in öykü ve romanları üzerine bir denemesi yayınlanır... Bulunduğu hiçbir yerde en küçük bir tedirginlik duymadan neye inanırsa onu yüksek sesle söylemekten kaçınmaz, eleştirirken kimsenin gözünün yaşına bakmazdı. Kişiliğinin belki de önemli ayıracı, hem Marksçı bir anlayışla dünyayı ve toplumu çözümlemeye çalışması, hem de sıkı bir Kuva-i Milliye ve Atatürk yandaşı olmasıydı. Marksçılıkla Atatürkçülüğü aynı ve bir “Anadolu toplumsalcılığı” yörüngesinde birlikte değerlendirebilmişti Vecihi Ağbi. Marksçılığı bir inak gibi ele alan kimi sol yobazlardan, dogmacı softalardan değildi. Kendi toprağının kokusunu, kendi insanının özünü bilimci bir bakışla içine sindirebilmişti. Hem soyutlamada, kuramsal bir bakışla dünyayı gözlemede, hem de sanatsal somutlamada, tek tek olgu ve birey çözümlemesinde diyalektik bir kıvraklıkla davranabilmişti. Eryaman’daki küçücük bekâr evinin kitap kokulu duvarlarından dışarılara, sabahtan akşama, akşamdan sabaha onun çabasının, gayretinin, çalışkanlığının ve insan duyarlılığının ateşi, aydınlığı vururdu. Vecihi Timuroğlu’nun yalnızlığı, dünyanın kendini sınadığı, yaşamın yeni bir anlam kazanmak için uğramadan edemediği bir bilge evi, şaman yurdu gibiydi. Vecihi Timuroğlu şiirsel diline kimi zaman genç yaşta zalim bir kurşunun elinden aldığı dal boylu Kürşat’ın sözcesini katarak farklı bir diyalojiyle donattı yazılarını. Kürşat’ın başka dünyalardan, bir tür halk mitolojisinden seslenen aşkın gücü anakritik bir kurguyla uyardı zaman zaman babasını. Vecihi Timuroğlu, yalnızca bir şair, bir eleştirmen, bir yazın ustası değil, aynı zamanda bir felsefeci, filozofça düşünen bir tarihçi, bir “ideoloji” adamıydı, ağabeydi, babaydı, dosttu. Onun düşüncesinin, bilincinin ışığıyla aydınlık düşürdüğü her alana uzanabilmek, onun yazdıkları üzerine uzun boylu usavurumlarda bulunmak her babayiğitin harcı olamaz. Onu yeterince izleyemez, ona yetişemeyiz belki... Ama bir bildiğimiz ve kimsenin karşı çıkamayacağı bir gerçekliği hep söylemekten de geri duramayız: Vecihi Timuroğlu, hayat koşusunun her ânını bir yüz metreci gibi koşan bir maratoncuydu; yılmaz usanmaz bir devrimciydi. Babam Dursun Akçam için Adam Sanat Dergisi’ne yazdığı bir şiirin son dörtlüğünü en az babam kadar kendisi de hak etmiştir, bunu biliriz.

     “Şimdi söyle Cilavuzlu yiğit’in yoldaşı

Üstüne ordular gelemezdi döğüşte

Hiç yenilmedin mi söyle tanrı aşkına

                         Yitirdiğin savaş var mı yaşamında”

 

Işıklar içinde yat sevgili Vecihi ağabey.

 

Alper AKÇAM    

Yazar    

GERÇEK BİLGE: TİMUROĞLU

    Adı Vecihi Timuroğlu, ama herkes ona Vecihi Baba derdi.

Çünkü babalığın hakkını veren yardımsever, sevgi dolu, hoşgörülü ve güvenilir bir insandı.

Birgün Munise Hocamız “Akşam bize gelin, Vecihi Timuroğlu gelecek, oturup sohbet ederiz” demişti. Doğrusu Vecihi Timuroğlu ile daha önce hiç yüz yüze görüşmediğim için içimden “Acaba nasıl birisidir, kendini beğenmiş insanlarla oturmayı sevmem” dedim. İstemeyerek de olsa gittim. Meğer korktuğumun tam tersi, adam gibi adammış, içten ve samimi. Çok alçakgönüllü, bir o kadar da bilgili, görmüş geçirmiş. Gerçek bir bilge…

 

 

Prof. Dr. Tahir BALCI    

 KOCA ÇINAR

    İki saat geçti geçmedi ilk merhabanın ardından: Tek bir söz kaçırırım kaygısıyla kilitlenmişim. Sustu. Not tutan elime baktı “Hayatı çok ciddiye alıyorsun. Yapma!” dedi. Kaç yıldır görüşmemişiz, aradım. “Kitap ister misin buradan?” “Estetik çalışmam bitmek üzere.” dedi. Bitmiş. Ulu bir çınarın dalları gibiydi yüzündeki çizgiler. Her biri tek tek yaşanmışlık. “Güneşin kanı damlıyor çınarların dallarından” demişti oğlunu selamladığı şiirinde. Memlekette kaç çınar kan ağlıyor bu günlerde Vecihi Baba. Hadi, yine söyle hayatı çok ciddiye aldığımı. O kadar ihtiyacım var ki bu günlerde.

 

 

Pakize ÜNAL-SARCOUF    

Çevirmen    

Marsilya    

    Sevgili Vecihi Baba,

Seni birkaç kelimeyle anlatmak o kadar zor ki… Hayatım boyunca bir daha senin gibi babacan, bilgili, içten, aydın yani dopdolu bir insan tanımayacağımı kesin söyleyebilirim, çünkü ne senin gibi insanlar günümüzde kaldı, ne de senin yerini tutacak insan gelecek. Bilgilerini hazine gibi kendine saklayan bencil bir dünyanın aksine, sen bizlere her zaman ışık tuttun, ders verdin ve bilgilerini bizlerle paylaştın. Kitaplarına baktım bugün ve bize imzaladığın sayfada ‘dostlarıma’ diye hitap ettiğini gördüm. O nedenle de bu yazının resmi olmasını istemedim, çünkü sen ilk karşılaştığımız günden beri bize hiç resmi ve kibirli davranmadın aksine hep alçakgönüllü, doğal ve cana yakındın. Bizlerde büyük izler bıraktın GÜZEL İNSAN, ama biz de senin Atatürkçü, Cumhuriyetçi ve Laik izlerini takip etmekten hiç vazgeçmeyeceğiz. Seni hiçbir zaman unutmayacağız.

 

 

Yrd. Doç. Dr. Yasemin DERANCIK    

    “Vecihi Baba” nın ardından mı yoksa...

Gerçekten düşünceleriyle, Atatürkçü kimliğiyle, yazınbilim ve düşünbilimsel yönüyle aramızda varlığını hala sürdürmesiyle “ardından” sözünü pek de hak ettiği söylenemez. Kendisini şahsen tanımaktan ve ağırlamaktan duyduğum mutluluğu sözcüklere sığdırmam olanaksızdır. Benim için model bir “baba”, olağanüstü bir eğitimci ve şair olan “Vecihi Baba” ya sonsuz saygı ve selamlar…

 

 

Yrd. Doç. Dr. Nihat YAVUZ    

    “Bugün, burada, Atatürk’ün gerçekten Başöğretmen olarak ulusal bağımsızlıktan uluslaşmaya giden çetin yolda, Türk ulusunun yürüdüğü gelişme ve uygarlık yolunda elinde ve kafasında tuttuğu meşaleyi yurdun dört bucağına taşımış, o meşalenin alevinde kuşakları özveriyle aydınlatmış birine Başöğretmen ödülünü vermiş olmamızın, benim açımdan, Başöğretmen olmaktan daha büyük bir anlamı var: Yazarı çizeri, tüm aydınıyla, bilim adamıyla, sanatı ve sanatçısıyla, bugün yere atılmış ve çiğnenmiş Türkiye Büyük Millet Meclisinden Çankaya’ya paspas yapılmış Mustafa Kemal Atatürk öğretisini, o artık kendisi olduğumuz, “müspet ilim” meşalesini, bağımsızlık ve özgürlük meşalesini, düşürüldüğü yerden kaldırmak, laik ve gerçekten demokratik Türkiye’nin bağrında yeniden tutuşturmak için buradayız. Çünkü Vecihi Timuroğlu, a,b,c’nin ışığında, aklın ve ilimin aydınlığında Başöğretmenin öğretmenidir ve binlerce öğrencinin başöğretmendir. Vecihi Timuroğlu […] öğretmenlerin öğretmeni olarak özgürlük savaşçısı, başöğretmenlerimizden biridir. O, gericiliğin faşizmle el ele, okulları kuşattığı günlerin özgürlük kavgacısı, adı yazılmamış kahramanıdır.”…

 

 

Muzaffer İlhan ERDOST    

Yazar    

    “Aydınlanmaya’ya inanan ve ondan esinle düşünüp yazan aydınlanmış az değildir:

Vecihi Timuroğlu onlardan biridir. […] Vecihi Timuroğlu, bir adın olarak düşünüp yazıyor. Tavrı açıkça bir filozof tavrıdır. Onu, önde bir düşünür yapıp çıkaran da budur.”

 

 

Prof. Dr. Server TANİLLİ    

    “Sevgili hocam Vecihi Timuroğlu, aydınlanma kavgasında sonraları dal gibi bir oğlu ve kız yitirdi. Yine de dimdik ayakta kaldı. 70 yıl önce üç numaraya vurulmuş başını okşayan ‘Başöğretmen’in adını taşıyan “onur ödülü”nü alacak bugün; vefalı Anadolu Eğitimcilerinin elinden… Biz de 81 yaşındaki çınarı ayakta alkışlamak için orada olacağız. Ve şahsında, bu ülkenin aydın ve çilekeş öğretmenlerinin ellerinden öpeceğiz.”

 

 

Can DÜNDAR    

Araştırmacı-Gazetci-Yazar    

    “Türk yazınında, felsefe yapmasını bilen ter yazar”

 

 

Melih Cevdet ANDAY    

Yazar    

    “Her yazısının sonunda, felsefenin pençesini vurur.”

 

 

Cemal SÜREYA    

Yazar    

    “Değerbilirlikte üstüne yoktur Vecihi Timuroğlu’nun. Tüm biyografik çalışmalar, nesnel portre çalışmaları ve bu konulardaki yapılar bunu kanıtlar… Hangi takımı niçin tutar, bilmiyorum. Ne ki o, tutmadığı düşünce, kişi ve kuruluşlarla hep kavgalıdır...”

 

 

İsmet Kemal KARADAYI    

Yazar    

    “Vecihi Ağabey iyi bir konuşmacıdır. Konuşacağı konunun önceden fotoğrafını çeker, pürüzsüz bir dil ve ustaca vurgu ve tonlamalarla sürdürür konuşmasını.”

 

 

Metin DEMİRTAŞ    

Yazar    

    “Sayın Timuroğlu'nun tek bir hayata sığmayacak denli zengin mesaisinin en anlamlı hatırası, çocukken Ata'nın dizlerinde yaşanmıştır, bence. Yaşından beklenmeyecek bir zekâyla çözdüğü matematik problemi sonrası saçlarını okşar Atatürk. Onun önerdiği gibi mühendis olarak köprüler, yollar yapmamıştır, ama ömrünü Ata'ya layık nesilleri inşa ederek geçirmiştir. ‘Âşık’, yani şair olma isteğini yok etmeden hem de!”

 

 

Cansel GÜVEN    

Öğretmen - Anadolu Eğitim Sen Genel Başkanı    

    “Vecihi Timuroğlu acıları da, sevinçleri de, dostlukları da, yalnızlığı da, yoldaşlığı da, çok yoğun yaşıyor ve yaşatıyor. Yaşadığı her andan öğreniyor ve öğrendiklerini biz öğrencileriyle paylaşıyor.”

 

 

Nevzat Süer SEZGİN    

Yazar    

    “O, felsefeci ve yazın adamı olarak toplumda iz bırakan insanlardan biridir. Bilgideki derinliği, anlatımdaki yalınlık ve duruluğu, konu seçmedeki zenginliği ve çeşitliliği hayranlık uyandıracak düzeydedir. Söyleşi ve yazılarındaki örneklemelerden, tarih bilgisi açısından da oldukça donanımlı olduğu anlaşılıyor. Katıldığı yemekli toplantıları, felsefi ve yazınsal konuların ya da güncel sorunların tartışıldığı bir foruma dönüştürür. O ortamda herkesin yeni bilgiler edindiğinden eminim. Aslında sunumlarını mizahla güçlendiren iyi bir konuşmacı ve tartışmacıdır.”

 

 

Nevzat HELVACI    

Hukukçu    

    “O, bireyden topluma, toplumdan uluslararası ilişkilere uzanan geniş düşünce yaylasında, egemen olan çıkarları, sömürü düzenlerini, ikiyüzlülükleri ve utanmazlıkları dile getirir. Onun kökü Anadolu, yol göstericisi Atatürk Aydınlanması’dır. O, her yazısında ve hemen her kitabında bu sağlıklı düşüncelerini genç kuşaklara aktarma yolunu seçen öncülerden biridir.”

 

 

Özdemir NUTKU    

Tiyatrobilimci    

    “Vecihi Timuroğlu’nu en iyi tanımlayacak sıfat Aydınlanma aydını, Cumhuriyet aydını olmalı. İsimsiz kahramanların ordusunda rütbesiz nefer olmayı ve kalmayı göze almış bir aydın. Hiçbir kişisel onurun, hiçbir kişisel başarının toplumsal onur ve başarıdan daha değerli olmayacağını bilen ve sonuna kadar bu bilincin peşinde giden bir irade.”

 

 

Özdemir İNCE    

Yazar